SOMALİ: YÜREK COĞRAFYAMIZIN YOKLUK SANCISI

Kurban ne et ne de kan, gönülleri birbirine yakınlaştıran ilahî bir ikram. Niyetler katıksız, takva ise azığımız.

Kardeşlik köprüleri kurulmuştu uzun zamandır. Yürek coğrafyamızın sınır ötesi ufuklarına açılabildiğimiz günden beri tarihî misyonumuzun sağladığı imkânlarla ve Kurbanın yakınlaştıran etkisiyle biz oradaydık hamdolsun. Somali’deydik.

Deniz Feneri’nden bir güzel insan İbrahim Altan, kılavuzumuz oldu bu yolculukta bizim. Başka bir iyilik elçisi Gazeteci Resul Kurt Bey ve Azerbaycan’dan yola revan olan yiğit adam İsmet Emrah. Bir de Somali’den Türkiye’ye Tıp okumak için gelen Osman kardeşimiz. Birbirimizi hiç tanımıyor olmamıza rağmen sanki yıllardır dost gibiydik. Yürek yüreğe değince yol mu dayanır? dediği gibi şairin, öyle yaslandık birbirimize. 
 


Evet, Deniz Feneri’nin yıllardır Somali’nin yaralarını sarmaya çalıştığını öğreniyor ve hizmete tanıklık ediyorduk.
 
Kadınlara mesleki eğitim, öğretmenlere hizmet içi eğitim kursları düzenleniyor. İşsizlere iş imkânı sağlanıyor, aç ve susuz insanlara yemek ve gıda dağıtımı yapılıyor, su kuyuları açtırılıyordu. Acil yardım hastanesi, sağlık ocağı ve eczane ile yaralara merhem olunmaya çalışılıyordu.
 
Sadece Deniz Feneri değildi orada olan, Türkiyeli Müslümanların merhamet eli uzanmıştı Somali’nin dört bir yanına.
 
Bizim kardeşlerimiz vardı her yerde, yürek yangınını söndürebilmek arzusuyla yollara dökülmüşlerdi.
 
Evet biz oradaydık. Daru-l Eytamlarda yetimi bağrına basan da, Mü’minler nezih ortamlarda ibadet edebilsinler diye mescitler açan da, İyi bir eğitim alması için gençlerin elinden tutup Türkiye’ye getiren de bizim insanımızdı.
 
Asfaltı olmayan eğri büğrü yollarda gördük kendimizi, asfalt dökerken; Sondaj çalışmaları ile su kuyuları açmak için gelmişti Erzurum’dan bir abimiz; iki nehir geçtiği halde ülkenin ortasından, yaşanan susuzluğa çare olmak için oradaydı. Camileri, eski tarihi yapıları onaran bizdik, kendi temel ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktan binaları onarmaya uzun zaman vakit bulamayacağı anlaşılan insanların yaşadığı bu şehirde, Mogadişu’da.
 
Ülkenin en iyi birkaç okulundan biri haline geleceği şimdiden belli olan İmam Hatip Lisesini açan Din Gönüllüleri oradaydı. Kur’an Kursu ve Yurt tecrübelerini Afrika’ya kadar ulaştıran Kur’an talebeleri oradaydı.
 
Özel okullar kanalıyla hizmeti küreselleştiren cefakâr eğitim gönüllüleri oradaydı. Evet BİZ oradaydık. TİKA ile Deniz Feneri, İHH, Yeryüzü Doktorları ile. Kimse Yok mu, Yardım Eli, Can Suyu, Veren El, Beşir, Somuncu Baba, Hasene ile iyilik ve merhamet oradaydı.
İman bağıyla kardeşlik köprüleri kuruyorlardı hamdolsun.  
 


Kurban ne Et ne de Kan, Gönülleri Yakınlaştıran İlahî Bir İkram
 
Kurban kesilecek yere gidiyoruz, burası bir okulun bahçesi. Hayvanlar önceden alınmış, kasaplar ayarlanmış. Manevi bir sorumluluk duygusuyla hareket ediyor ekibimiz. Her bir hayvanın başında bulunup, tek tek isimleri okunup, vekâletler verildikten sonra tekbirler eşliğinde ibadet şuuruyla kesiliyor kurbanlar.
 
Kurban ne et ne de kan, gönülleri birbirine yakınlaştıran ilahî bir ikram. Niyetler katıksız, takva ise azığımız. Hamdolsun kurbanı bizim için burak kılana. Rezzâk olana, Kerîm olana hamdolsun. Emre itaat eden Atamız İbrahim’e ve emre amade kurban, oğul İsmail’e selam olsun…
 
Her bir kesim kayıt altına alınıyor. Bizdeki hassasiyet kasaplara da yansıyor. Hayvanlar içerisinden en iyi olanlarını seçiyoruz. Sonlara doğru tedbir amaçlı fazladan kesim de yapıyoruz. İbadet şuuruyla hareket ediliyor, emanetler emin eller aracılığıyla sahiplerine teslim ediliyor, hamdolsun.  
 
Üç gün boyunca sabahtan akşama kadar kesimler sürüyor. Et dağıtımında yaşanan bazı sıkıntılar yürek dağlıyor. Yanımızda özel güvenlik görevlileri, bazen havaya ateş açarak kalabalığı dağıtmak zorunda kalıyor. Açlık ve bir parça ete duyulan ihtiyaç, kalabalıkları çoğu zaman kargaşaya sürüklüyor. Kızamıyoruz…
 
Hangi yüze değse gözlerimiz, her halinden anlaşılıyor muhtaç oldukları. İstemekten çekinmek yokluğa talip olmak demek, bunu göze almak zor bu ülkede, çok zor.


 
Somali’nin En Büyük Zenginliği: Kur’an Eğitimi
 
Çocuklar medreselerde iyi yetiştiriliyor. 3-4 yaşında gidiyorlar medreseye. Kur’an eğitimi çok ileri düzeyde. Hafızlık özel teşviklerle çok yaygın. Ne zaman hafız olursa o yaşta ilkokula gidiyor çocuklar, çoğu çocuk 7-8 yaşlarında hafızlığını bitiriyormuş. Hangi çocuğa rastlasanız, ezberden okuyor ayetleri, zeki çocuklar bunlar. Hafızlığın çok özel bir yeri var aileler nazarında. Her evden bir hafız çıkması özlemi, kabul olmuş bir dua sanki. Hafızlar diyarı Somali. Hocalar da çok itibarlı bu sebeple. Çocuklar hafız olduğunda ailelerin hocaya deve hediye ettiklerini öğrendiğimizde bu değeri daha iyi anlıyoruz. Bu bir gelenek. Deve bir kıymet ölçüsü olarak değer ifade ediyor. Bir de evlenebilmek için de deve yine geçer akçeymiş. Kız evine –imkan nispetinde ama genel kriter- kırk deve vermek âdettenmiş.
 
Sadece Kur’an eğitimi değil, bilgi olarak da, lisan bilme oranlarının yüksekliği ile de iyi durumda çocuklar. Resmi dilin Somalice ve Arapça olmasından ve medrese sisteminden olsa gerek, küçük yaştaki çocuklar iyi düzeyde Arapça konuşuyor, dahası sömürge etkisiyle İngilizceyi de iyi düzeyde konuşuyorlar. Ortaokul çağındaki çocukların bunca kıt imkânlara ve fizikî yetersizliklere rağmen üç dil konuşuyor olmaları da eğitim öğretimin önem ve öncelik sıralamasında fiziki ortamın en alt sırada olduğunun ispatı olarak kayda geçiyor zihnimizde.


 
Tarihin Kırılma Noktasından Bugünlere Somali
 
19. yy ortalarında başlayan; kuzeyini İngilizlerin, güneyini İtalyanların işgal ettiği Somali, 1960’lara kadar sömürgeleştirilmiş bir ülke. Batılılar bölgeyi terk ederken(!) öyle planlar yaparak ayrılmışlar ki bugün, ülkenin toparlanamamasında hâlâ onların fitne ve fesatları etkili oluyor. En önemli sorun da Ogaden meselesi. Bir kısmı Somali diğer kısmı Etiyopya topraklarında yer olan Ogaden, daha uzun yıllar iki ülke arasında sorun olmaya devam edecek gibi gözüküyor.
 
1960’larda sözde bağımsızlığını kazanan Somali yönetimi, zengin petrol kaynakları sebebiyle Amerika’yla Rusya’nın çıkarları ekseninde bir yol izlemiş. Evet, zengin petrol ve maden kaynakları var Somali’nin; ayrıca verimli toprakları ve tarım arazileri de. Bunca varlık içerisinde kendi kendine yetebilecek durumdayken dışa bağımlı bırakılmak ne acı. Yine yanlış ve kasıtlı yönlendirmeleriyle IMF ve Dünya Bankası çıkıyor karşımıza..                                        
1991’de başlayan iç savaş ile siyasi istikrarsızlığa ve devletsizliğe mahkum edilmiş Somali. Bir devlet ya da merkezî otorite olmamasının sonuçlarını Somali örneğinde tahlil etmek mümkün.


 
Merkezî otorite yokluğu ve dışa bağımlılık;  güvenlik sorununu, yoksulluğu, haksız paylaşımı, iç savaşı, sürekli tetikte bekleyen Etiyopya’yla yaşanan sorunları beraberinde getiriyor.
 
Mermilerin Yuva Yaptığı Öksüz Yapılar
 
Yakın zamana kadar devam eden iç savaşın izleri hâlâ silinmemiş ülkede. 92’de Amerika askerleri girdiğinde, işte o zaman birlik olup düşmanı geri püskürtmüşler. Yabancı unsura hiç tahammülleri yok Somali halkının. İnsan şunu sormadan edemiyor: Birlik olmak için illâ yabancı unsurlar mı olmalı karşınızda? Evet, 1991’den beri süregelen iç savaşın izleri var her yerde. Başkent Mogadişu’nun caddelerinde dolaştığınızda mermilerin delik deşik ettiği binalar, savaşın görgü tanıklığını yapıyor sanki. Nice ocaklar söndü kim bilir mermilerin yuva yaptığı şu öksüz yapılarda?!
 
Güçlü Siyasî Liderleri Yoksa Bir Milletin
 
Her kabile, her grup kendi reisiyle bir düzen(!) kurmuş gidiyorsa ve güçlü bir siyasî lideri yoksa bir milletin, o ülkenin başına neler gelir? İşte Somali örneği. Şu kavmiyetçilik, şu kabilecilik belasına kaç zamandır başsız yaşıyorlar ne acı! Ülkede ideal olanı şöyle dursun normal bir merkezi otorite olmayınca en temel haklardan bile mahrum kalınabiliyor. Can, mal, ırz emniyeti sağlanamıyor mesela, diğer bir ifadeyle kurt sürünün çobanı haline geliyor.
 
Bu ülkeye bir lider lazım, her kabilenin kabul edebileceği güçlü bir lider. İşte o zaman güvenlik de sağlanabildiği an; ne yoksulluk, ne açlık, ne geri kalmışlık… hiçbir sorun kalmaz diye düşünüyor insan. Çalışkan insanlar çünkü, zekiler aynı zamanda. Tek eksikleri siyasi bir lider, bir de manevi önder.
 
Ülkede siyasi birlik sağlanabilirse zengin yer altı kaynaklarını –ki uranyum, demir, doğalgaz, petrol…- işletecek sistemler kurulabilirse; kıtadaki en uzun sahil şeridi ve Aden Körfezi gibi stratejik alanlara limanlar yapılıp ticaret hacmi genişletebilirse Somali kendi kendine yetebilir, kalkınabilir, yeter ki birlik olup merkezî bir yapı tesis edilebilsin. Çok şarta bağlı bir beklenti olsa da bu başarılabilir.


 
En Acı Olan: Kendine Yabancılaşmak 
Uzaklaşmışlar birbirlerinden. Kabilecilik, klan sistemi, iç savaş, güvensizlik ve kendine yabancılaşma... 
En acı olan da bu belki. Fitne girmiş, husumet kol geziyor sokaklarda. Elinde keleşlerle kendi güvenliğini sağlama çabası, kaostan başka nedir ki?
 
Afrika Birliği askerlerinin gölgesinde sürdürülen bir hayat. Ufacık bir şüphe düşerse içlerine vur emrini almışlar belli ki; arabayla yanlarından geçiyorsanız yavaşlayıp dörtlüleri yakacaksınız, akşamsa eğer farlar sönecek. Yakışmıyor bu çehreler Somali’ye; varlıkları tedirginlik veriyor insana ve daha da körüklüyorlar ayrılığı, yokluğun asıl sebebi yoksa anlar mıydı?!.
 
Akl-ı Selime ve Manevî Önderlere Duyulan İhtiyaç
 
Evet, Somali halkı dinine çok bağlı. Hepsi Ehl-i Sünnet ve de hepsi Şafii mezhebinden.
Bir tane tesettürsüz kadın göremezsiniz sokaklarda. Başı açık olan başka ülke görevlisi kadınlar, dışarı çıktıklarında başlarına bir örtü atmak zorunda. Mezhebî yaklaşım farkından kaynaklanan esnek bir anlayış hissedilse de, namaz kılma oranı oldukça yüksek. Tarikatlar bir boşluğu dolduruyor ancak her kabile kendi şeyhiyle seyrine devam ediyor. Dinî bir otorite yok maalesef.
 
Din ve mezhep birliği olmasına rağmen parçalanmışlık görülüyor her alanda. Asabiyet dinin önüne geçirilirse olacağı bu. Manevi bir önder olsa diyor insan, her kabile tarafından kabul gören bir manevi otorite. Dinin o dirilten ve birleştiren gücü Somali’yi ayağa kaldırır, elhak kaldırır.


 
Ve sağlıklı, mutedil ve kurucu iradeye sahip bir İslami Hareket olabilse keşke! Altyapı hazır, temel sağlam, bina çabucak inşa edilebilir. Akl-ı selime ihtiyaç var, akil adamlardan müteşekkil bir ortak vicdana ve onların arabuluculuğuna muhtaçlar; zira Amerika tekrar büyük felaketlere yol açabilecek planları adım adım uyguluyor. Hiçbir İslam ülkesinin bu planların taşeronluğunu yapma ihanetine de düşmemesi gerekir. Evet bir sorun olduğu aşikâr, ancak düşmanlığı körükleyen kaos ortamına inat, arabuluculuk rolünü üstlenecek birileri çıkmalı ve sorunlarımızı kendimiz çözebilmeliyiz; yoksa ne Şebap kalacak ortada, ne de başkenti Mogadişu olan bugünkü Somali. Tefrika ve ayrılıklar İslamî yapıya daha büyük zarar verecek, Allah korusun.
 
En Kuvvetli Bağ Din Olmalı Oysa…
 
Sorun gibi gözüken alanlar bile dinî duyarlılığın bir sonucu. Korsanlar öyle, Şebap öyle.                                                                                                       Batılılar gelip de Somali kıyılarını nükleer ve diğer zehirli atıkları boşaltma alanı olarak kullanmaya başlayınca, bunlara tepki olarak çıkmış korsanlar. Müslüman ülkelerin gemilerine zarar vermiyorlar mesela. En azından şimdilik.
 
Ve Şebap… bundan çok değil 6-7 yıl önce kurulmuş bir örgüt Şebap. Önceki geçici hükümetin Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif’in İslam Mahkemeleri Birliği ile ülkede asayişi temin ettiği bir zamanda, Etiyopya harekete geçmiş, bu ülkede düzen sağlansın istemiyor batılılar ve tetikçi olarak da Etiyopya’yı kullanıyorlar. Etiyopya askerleri, işgale kalkışınca ülke tamamen elden gitmesin diye onlarla bir anlaşmaya varılmış ve Afrika Birliği askerleri ülkenin sözde asayişini sağlamak iddiasıyla görevlendirilmiş. Şebap da bu olaya tepki olarak doğmuş. Daha önce Şeyh Şerif’in yanında yer alan bazı bakan ve kadılar: “Küfrün askerlerine İslam toprağını teslim edemezsin.” diyerek ayrılmışlar ve bu örgütü kurmuşlar. Sonrası karanlık… Çok değil iki üç ay önce TİKA görevlilerine de bir saldırı düzenlenmiş. Bir kardeşimiz bacaklarından vurulmuş. Planlı bir saldırı olduğunu söylüyor, saldırıdan hiçbir yara almadan kurtulan bir başka görevli. Türkiye’ye karşı anti propaganda yapıldığını ve sözde laik bir devlet kurulmasına yönelik çabalar içinde olunduğu dedikodusu yayılıyormuş. Şeytan yine devrede maalesef.
 
İslâm Birliği ve Merkezî Otorite Olmayınca
 
Ne zaman biz, kendimiz olacağız ve ne zaman bizim Birliğimiz kurulacak ki bu ayrılık, bu yokluk sona ersin ve ne zaman İslam beldelerinin zulmet kaplamış şehirlerine sekînet ve huzur gelecek? Bizim adalet elimiz ne zaman uzanacak mazlum coğrafyalara?
 
İslam coğrafyasında merkezi bir otoritenin ve İslam Birliğinin olmamasının en fazla etkilediği ülkelerden birinin de Somali olduğunu görmek insanı üzüyor. "Leysel haberu kel muayenet” buyurduğu gibi peygamberimizin; bilmekten, duymaktan çok öte bir şeymiş görmek, dahası gördüklerinden hesaba çekilecek olmak…
 
Somali üçe bölünür mü?
 
Şimdiden fiilî olarak bölünmüş bile. Somali’de uluslararası meşruiyeti olmayan ve şimdilik  tanınmayan iki ülke(!) daha var: Somaliland ve Puntland. Bunlar kendi içlerinde bağımsızlıklarını ilan etmişler. Başkent Mogadişu’da siyasi temsilcileri de varmış ama bu bölgelerin maddi kalkınma ve iç güvenliği sağlama açısından Mogadişu’dan daha ileri düzeyde olduğu söyleniyor. Bunda da en önemli etken, bu iki bölgenin Batılıların kontrolünde olması ve buralarda İslâmî yapının zayıflığı. Mogadişu ve çevresinin genel olarak İslamcı yapıların kontrolünde olması, Afrika Birliği ve BM etkisiyle bölgeyi istikrarsızlığa mahkûm ediyor.


 
Süt Sağanlar Ülkesi: Somali
 
Adının anlamı Süt Sağanlar Ülkesi imiş. Hayvancılık çok yaygın Somali’de. Evet küçükbaş, büyükbaş hayvancılık ve deve oldukça fazla. Önceden Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri Somali’den canlı hayvan aldıkları için hayvancılık önemli bir gelir kaynağı iken son yıllarda hayvan alımının başka ülkelere kayması hayvancılık sektörünü ciddî anlamda etkilemiş.
Somali deniz ürünleri açısından da çok zengin bir ülke; ancak kaçak avlanan yabancı balıkçı gemileri dışında kendileri bu imkândan mahrumlar. Birkaç yıldır her şeye rağmen balıkçılık geçim kaynağı olarak yaygınlaşmaya başlamış. Okyanusun yanı başında olmalarına rağmen balıkçılığın çok yaygın olmamasının sebebinin de güvenlik ve iç çatışmalar olduğunu öğreniyoruz. Yine güvenlik sorunu.                                                                                    
Daha önceden balık yemedikleri yönünde medyada yer alan söylentilerin de asılsız olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Tarım da aslında yaygın. Tropikal meyveler özellikle. İlginçtir, yıllarca kendi ürettikleri mango ve muzu yememişler. İtalyanlar, bu meyvelerin mideye rahatsızlık vereceği propagandasını yapmışlar. Tarımsal üretimin azalmasına sebep olan bir diğer unsur, IMF. Ülkeyi tarımda ve pek çok alanda dışa bağımlı hale getiren, IMF’nin para politikasına göre davranmak olmuş. Bir zamanlar bizdeki ekonomik sıkıntılarda sıkça duyduğumuz devalüasyon; ticareti, ekonomiyi allak bullak etmiş.

Ayrıca ne zaman ki bir mahsülden çok fazla ekim yapılmış, o yıl BM yardımı o mahsülden yapmış, üretilenler bu yüzden ya elde kalmış ya da yok paraya satılmış ve ertesi yıl ekimden vazgeçilmiş. Yardımlarla gelen hazır gıda ve yiyecek çiftçiliği/üretimi de olumsuz etkilemiş.  Ayrıca diktatörlük yıllarında tarım arazilerinde bir nevi özelleştirmeye gidilmiş. Pek çok verimli arazi hükümetle bağlantısı olan kişilere peşkeş çekilmiş.
Bu ülkenin kendi kendine yetmesine farklı yollarla kasıtlı olarak müdahale edilmiş.


  
Başka Neler Yapılabilir?
 
Ziraat, tarım, hayvancılık, veterinerlik ve ormancılık alanlarında bir sisteme ihtiyaçları var. Keşke diyorum bu birikimde olan insanlar gitse o bölgeye ve halka bu yönde yol gösterse. Oradan çocuklar getirmeli Türkiye’ye. Ziraat, Veterinerlik ve Orman fakültelerinde eğitim görsünler, staj yapsınlar ve bu birikimle dönsünler Somali’ye. Yapılıyor mu bilmem ama buna ciddi anlamda ihtiyaç var.
 
Türkiye’nin merhamet eli yardım kuruluşları ve TİKA üzerinden Somali’ye ve tüm mazlum coğrafyalara uzanmaya devam ederken belki de asıl yapılması gereken üzerinde durmak gerekiyor. Taşıma suyla bu değirmen bir zamana kadar döner ve dönse de ihtiyaçlar hiç bitmez. Aslolan oralara değirmenleri işletecek sistemler kurmak. Evet bir sistem ihracına odaklanmalı TürkiyeSistem derken aman laik bir yapıyı kastettiğimiz sanılmasın, Mogadişu’daki İslamcı yapının böylesi bir desteğe ihtiyacı var. Dışişleri bünyesinde masalar oluşturulmalı - Asya Masası, Afrika, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya Masaları vb- bu masalarda Uluslararası ilişkiler, Ekonomi, Sosyoloji, Kamu Yönetimi gibi bölümlerden mezun olan ve birkaç lisan bilen yetkin kişiler istihdam edilmeli. TİKA’nın kuruluş ve var oluş misyonuna da katkı sağlayacak bir format oluşturulmalı. Bu bölgelere yönelik yerinde tespitle ciddi, teorik alt yapılar hazırlanmalı. Eğitim, Sağlık, Sosyal Güvenlik, Alt yapı-Ulaşım, İç ve Dış Problemler, Sosyal ve Siyasi Hareketler, Ekonomi-Enerji vb alanlarda dosyalar hazırlanmalı. Bu alanlarda o bölgeyle sıkı ilişkiler geliştirilmeli ve yetiştirilmek üzere elemanlar getirilmeli. Küresel bir güç olabilmenin ana damarlarından biri yardım ise diğeri bu olsa gerek, yani o bölgelerin doğal yapısını bozmayacak şekilde bir sistem ihracı.
 
Okullar kurulmalı sonra. Nasıl ki Uluslararası İmam-Hatip Lisesi gibi din eğitimi alanında güzel bir proje hem içte hem de dışta yürütülüyor. Benzeri bir uygulama, bölgenin ihtiyaç duyduğu farklı alanlarda okullar açılarak devam ettirilmeli. Her bölgeye has olabilecek okullar: Türk-Afrika Okulu, Türk-Arap Okulu, Türk-Asya Okulu, Türk- Balkan Okulu gibi. Merkezi İstanbul’da açılacak ve o bölgelerde de uzantısı olacak bu okullarda, bölgeden seçilip getirilecek öğrenciler Türkiye’de eğitim görebileceği gibi yine bağlantılı şekilde mevcut üniversitelerimizde üst düzey eğitimlerine devam edebilirler.
 
Yine eğitim alanında Kardeş Okul projesi geliştirilebilir. İslam Coğrafyasındaki her ülke Türkiye’deki bir ilimiz ile kardeş yapılabilir; Somali-İstanbul, Kenya-Konya, Filistin-Kahramanmaraş, Uganda-Urfa gibi. Örneğin Somali’deki okullar, İstanbul’daki özel ya da devlet okulları ile kardeş yapılır, o ülkedeki okulun temel ihtiyaçları (sıra, tahta, bilgisayar vs.) Kardeş Okul tarafından karşılanabilir. O bölgeden Türkiye’deki okullara 5’er, 10’ar öğrenci de getirilebilir.

Bir başka husus, yardım kuruluşları arasında koordinasyon olması gerektiği. Bir platform oluşturulabilir mesela. İnsanî Yardım Platformu. Tüm yardım kuruluşları bu platforma temsilci gönderir. Kendi aralarında tecrübe paylaşımı ve bilgi alışverişi yaparlar. Uygun planlamalarla ümmetin birikimleri farklı bölgelere aktarılır. Ayrıca yardım kuruluşlarının her birinin her alanda değil de spesifik birer alan belirleyerek derinleşmesi, uzmanlaşması gerekir. Eğitim, sağlık, acil kurtarma, yetimler, mülteciler… Hizmet alanları daraltılarak profesyonelleşmeye gidilebilir. Kurban gibi rutin faaliyetlerin de belki bu platformun sekreteryası tarafından tek elden organize etmesi de gündeme gelebilir.

Somali özelinde bu analizi yaparken şu tespiti de açık yüreklilikle yapmak gerekir. Biz o bölgelere ne kadar çok yardım yaparsak yapalım ana hedefimiz, onların kendi kendilerine yetebilirliğini sağlamak olmalıdır. Yardımlar vesilesiyle oluşturulan bu iklimde aslolan; bölgenin iç dinamiklerini ve insan unsurunu devreye sokmaya matuf uzun vadeli kalıcı çözümler üretme sorumluluğudur.   


 
Son Söz Yerine  
 
Son olarak şahit olduğu olaylar karşısında kendini sorumlu hisseden ve ümmetin mazlum coğrafyalarına dair üzerine düşen sorumluluğu yerine getirirken şehit olan Bahattin Yıldız ağabeye ait bir cümleyle, belki bir dua ile, değerlendirmemizi noktalayalım: “ Bir zamanlar biz, üç kıtaya adalet ve merhamet götürmüşüz, şimdilerde bir elimiz merhamet götürüyor, inşallah gün gelecek diğer elimiz de adalet götürecek.”
 
O günleri yakınlaştıran, gören, yaşayan ve yaşatanlardan olmak temennisiyle…

Ahmet TÜRKBEN
2012-SOMALİ

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatitikleri

Bugün 13

Dün 17

Bu hafta 213

Bu ay 616

Hepsi 22861