İTİDAL VE KARDEŞLİK ÇAĞRISI

Mukaddes bir derde sevdalanan ve bir davaya adanan insanların idealleri vardır, bu ideallere ulaşmak için de yol ve yöntemleri.

Hizmet ettiğimiz ve gayret gösterdiğimiz alanlara bağlı olarak önceliklerimiz değişiklik arz eder. Her topluluk, başkasının hukukunu çiğnememek şartıyla kendi maslahatını önceleyerek hareket edebilir. Kimi zaman da bu önceliklere bağlı çatışma alanları oluşur, bu çatışma anlarında hassasiyetlerimiz devreye girer ve tepkiler verebiliriz. İşte burada bir imtihandan geçeriz, adalet ve kardeşlik imtihanından
 
Hassasiyetlerin ve maslahatların farklı olduğu bir düşünce ikliminde bizi haksızlık yapmaktan ve kardeşliğimize zarar vermekten koruyacak manevi kalkanlarımız var bizim, ortak ahlakî değerlerimiz: Hüsnü zan, tatlı dil, sabır, hikmet, itidal, kardeşlik, şefkat, muhabbet, dua… İhtilaf durumunda bu ortak değerler korunabilirse farklılıklar zenginlik olur ve birliğimiz, kardeşliğimiz böylelikle korunur. Allah’ın rızasına uygun olan ve Mü’mine yakışan da budur. 
 
Son günlerde yaşanan dershane olayıyla başlayıp farklı boyutlara taşınan hadiselerde resmin bütününe bakabilirsek; kardeşliğin korunmasının aslında kendi varlığımızın ve hizmet alanlarımızın korunması anlamına geldiği görülecektir. İyi niyetlerle alınan kararları, kendi hareket alanlarımıza kast eden bir tehdit olarak algılayan ve niyetleri sorgulayan bir önyargıdan kaçınmak gerekir ki bu anlayış daralması, kendi hareket alanımızı da daraltmasın.
 
İNADINA HÜSN-Ü ZAN!
 
Gündönümleri hep sancılıdır ve bize gece gibi gelen, gündüzün habercisi olabilir. “Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde” diye düşünerek dönüşümlere karamsar ve kötümser bakmak, basiretsizliktir.
Ne güzel bir ölçü koymuştu hani o güzel insan: “Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” diye. Her şey bakış açımızda gizli. Olan her hadiseyi nasıl yorumlarsak sonuçların da yönünü o istikamete çevirmiş oluruz. Kötümser bakışın, sonucu etkileyeceğini ifade eden batılı yaklaşım, kehanetin doğrulanmasından dem vuruyor ya hani, bakış açımızı iyilikten ve hayırdan yana belirlemek, süreci ve sonucu da hayra sevk edecektir.
    
Niyet hayır olursa akıbet de hayrolurmuş. Değil mi ki: “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.” Bize düşen kardeşlerimiz hakkında hüsn-ü zan beslemektir. Dinin yasak dairesine girmeyen işlerin değerlendirilmesinde niyetin de dikkate alınması gerekir. Mü'minler hakkında bazı iddialar kulağımıza gelse, kesin delil olmadıkça güvenimiz ortadan kalkmaz, yani “Şek ile yakîn zail olmaz.” Bu zamana kadar, icraatları ve hayat tarzlarıyla kimliği, kişiliği ve imanı tescillenmiş olanlar, baskılara boyun eğmeyip haktan ve mazlumdan yana tavır alanlar, şüphe ve zanlarla başkalaştırılamaz, ötekileştirilemez. Üstad Bediuzzaman'ın koyduğu ölçüyle söyleyelim: “Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.”
 
Şeytanın kasdı, tefrikaya yol vermek için kasıt aratmakmış niyetlerde; arka plan tahlilleri, komplo teorileri, zanlar, yorumlar ve niyet okuyuculuğu. Buna giden yolu tıkamak için zandan çokça sakınmamızı emretmiş Rabbimiz. (Hucurat,12)
 
Su-i zan, tecessüs ve gıybet; akl-ı selimi devre dışı bırakan illetlerdir. İnsana hele Mü'min’e hiç yakışmayan bu hastalıklardan kurtulmak, imanımızın gereğidir. Zannı devre dışı bırakmak; tecessüsü ve peşi sıra gelen gıybeti, yalanı ve iftirayı da ortadan kaldıracaktır.
 
Niyet okuyuculuğuna asla cevaz yok. Tecessüs dinen merdut. Bu yüzden beyan esas alınır ve hüküm zahire göre verilir. Kalbin derinliklerinde olanı ise ancak Allah bilir.
 
Her şeyi iyi niyete bağlamak elbette doğru olmaz; niyetlerin safiyeti kadar amelin de salih olması gerekir. Ameliniz meşru ya da hikmetli değilse iyi niyetli olmanız yetmez. Sözde, işte ve hükümde hem Allah'ın rızasını öncelemenin hem de kırmızı çizgileri ihlal etmeden sevdiği kulların hoşnutluğunu dikkate almanın da bize has bir güzellik olduğunu ifade etmek, hakkı teslim kabilinden kayda geçmelidir.    
 
BAŞIMIZA NE GELİRSE DİL BELASINDAN…
 
Kalpte rikkat olmalı, dilde letafet; söze dikkat etmeli, üsluba dikkat! Haberlere, yorumlara, twitlere dikkat!
 
Hani kavl-i leyyinle açılır ya yürekler, hani yumuşaklık ve merhametle birleşir ya gönüller. Arkadan arkaya; medyada, sanal alemde, her zaman ve zeminde Mü’minleri çekiştirmek yakışmaz bize. Sözün iffeti korunmalı zarafetle, bala baldıran katmamalı. Kardeşliği korumalı ki korunmanın sigortası budur. 
Fitnenin kol gezdiği bir zamanda, yayılan haberlerden ve haber yaymaktan sakınmalı. Aceleyle verilen kararlardan, öfke ve sitemle söylenen sözlerden gücenir Mü’minler, dahası Mevlâ gücenir. 
 
Bir iletişim ahlakına sahip olmak gerekiyor. Haberin kaynağına, içeriğine ve yansımalarına dikkat etmek, modern zamanda medya ahlakı kapsamında ele alınmalı. Kendimizi korumak adına sorumsuzca yayılan haberler, başka kardeşlerimize zarar veriyorsa burada ahlakî bir zaaf vardır. Tehlikeye işaret ederek vazgeçirelim diye kaygılar ve korkular abartılırsa sınırlar ihlal edilir ve yalana, dahası iftiraya varan, şuyûu vukuundan beter bir fitne ortaya çıkar. Kendi maslahatımızı umumun maslahatına tercih etmek doğru olmaz. Mecelle kaidesidir: “Zarar-ı âmm’ı def’ için zarar-ı hâs ihtiyar olunur.” Eğer genel için uzun vadede hayırlı bir durum söz konusu ise özelde ve kısa vadede ortaya çıkan zarar kabullenilir.  
 
Her alanda genişlemeye gidildiği bir bahar mevsiminde kendi alanımızda daralma olduğu endişesiyle hareket edip ifrat derecesinde eleştirilerde bulunursak, bu hem hakkaniyete uymaz hem de her kesimin çalışmasına zarar verir. Ölçüsüz ve hukuksuz haber anlayışıyla kimse kimseye baskı yaparak şekil vermeye kalkmamalı, herkes kendi misyonuna ve hizmet alanına uygun mecralarda yoluna devam etmeli.  
 
TEENNİYE VE AKTİF SABRA İHTİYAÇ VAR
 
Fitne zamanlarında sabır ve teenni ile hareket etmek gerekir. Hani gerçekler zamanla anlaşılır ya! Geçmişte nice şer görülenler, sonradan hayra tebdil olmadı mı? 
 
Ülkemizde zorlu kış şartlarının yaşandığı darbeler, muhtıralar, bildirilerle haklarımızın gasp edilmeye çalışıldığı zamanlarda bile, gelebilecek olası büyük tehlikelerden korunma refleksiyle tedbirli davranılıp pek çok hakikat söylenememişken, şimdilerde bırakın kışı, bahardan yaza geçtiğimiz bir süreçte ihtilaf konusu olan mevzuda, hele de kendimizden olan insanlar söz konusu olunca, ipleri kopartacak bir üslupla söz söylemek kardeşlik hukukuna halel getirmez mi?
 
Aktif sabır göstererek süreci idare etmek mümkündür; zira sabırla koruk helva olur. Arif olan, ne güzel söylemişti ya hani:
“Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Görelim Mevlam neyler
Neylerse güzel eyler.”
 
İCRADA VE ÜSLUPTA HİKMETİ ESAS ALMAK GEREKİR.
 
Yetki sahipleri ve karar mercileri tarafından stratejik kararlar alınacak ve bunun radikal yansımaları olacaksa elbette önce alt yapı hazırlanmalı; tarafları ilgilendiren boyutları varsa sağlıklı istişareler yapılmalı; aramızdaki sanal ve teknolojik engeller ortadan kaldırılıp samimi ilişkiler kurulmalı; hikmetle hareket edilmeli, tedrîci davranılmalı ve kaş yaparken göz çıkarmak yanlışlığına düşülmemeli. Demlenmeyen, olgunlaşmayan karar ve icraatların olumlu sonuç vermesi zordur, prematüre çözümler sağlıklı sonuçlar doğurmaz; hatta sorun çözelim derken başka sorunlar ortaya çıkabilir. Üstad'ın dediği gibi: "Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse, dert getirir." Derde derman aranırken şartların olgunlaşmasına ve usulün doğru işletilmesine özen gösterilmeli ki derman zehir gibi algılanmasın. Evet, tüm dönüşümlerde hikmeti esas almak gerekir, el hak doğrudur; ancak her dönüşüm, elbette sancılı olacaktır. 

Asıl mecrasından koparmadan meseleye akl-ı selim ile bütüncül baktığımızda sınav sisteminin doğurduğu dershanelerin varlığıyla ortaya çıkan zarar, elde edilen faydalardan daha çoktur ve elbette: “Def’i mefasid celb-i menafîden evladır.” Bu yanlış uygulamayı biz kendi hayrımıza tebdil etmiş olabiliriz; ancak bu, sorun olmadığı ya da dershanelerin varlılığının gerekli olduğu anlamına gelmez. Halis niyetlerle ve üstün gayretlerle insan kazanma mecrası haline getirilen kurumların adeta birer mabed hükmünde görülmesi; bizi istikametten ve hikmetten uzaklaştırır dahası iyi niyetle sorunu çözme iradesi gösterenlere karşı haksız yakıştırmalara sevk eder. 
 
Dershanenin sebep değil sonuç olduğu konusunda ihtilaf yok. Meseleyi bu yönüyle sorun olarak görüp de ‘Sınavı kaldırın, dershanelere de ihtiyaç kalmaz.’ yaklaşımını çözüm önerisi olarak teklif etmek; açık, şeffaf, olduğu gibi görünme, dürüst ve içtenlikle iş yapma tarzını prensip edinen irade sahiplerini; içten pazarlıklı olmaya, siyasi hesaplarla hareket etmeye ve riyakârlığa davet etmektir ki bu, tutarsızlığı açığa vuran ve duruştaki haklılığı sorgulatan bir yaklaşımdır. Hele de, bu ahlakîliği gösterenlere aba altından sopa gösterip sadece siyasi hesap peşinde olanlarla mukayese etmek doğru olmaz.  
 
İşin belki de hikmetle ilgili başka bir boyutu; tüm kazanımların bir sebebe bağlanmasının yanlışlığıdır. Ne o sebep kalkarsa tüm sorunlar çözülecek, ne de tüm faaliyetler onsuz sona erecek. Kurumlar, insan içindir; insanlar kurum için değil. Araçların amaç haline getirilmesi, olmazsa olmazdık ya da olmazsa olmayız bakışı, gayretullaha dokunur, Allah korusun. Müsebbib-ül esbab olana dayanmalı, O’na tevekkül etmeli. Bilinmeli ki hedefinde Allah rızası olanların yardımcısı Allah’tır ve onlara bir yol kapanırsa başka yollar açılır; hedefinde başka kaygılar olanların ise işleri başlarına dolanır. Katıksız bir niyetle yola çıkılmışsa onun önünde kimse duramaz. 
 
HAKK’IN HATIRI ÂLÎDİR!..
 
Evet, hikmetli yaklaşım önemlidir; ancak hatalarda hikmet aramaya çalışmak, yanlışa meşruiyet kazandırma çabasından ve hakkın çiğnenmesinden başka bir şey değildir. Kim olursa olsun, sevilen ya da sayılan; eğrisine eğri demeli, doğrusuna doğru; ancak sözün hep hikmetli olanını yeğlemeli, uyarı mekanizmasını makul bir dille işletmeli. Hakk’a yaraşır bir üslupla hakkı tutup kaldırmalı; ancak hakkı söylemek adına batıl sonuçlara, yanlış yargılara ve tercihlere hele haksızlığa asla meyletmemeli. Elbette Hakk’ın hatırı âlîdir; ancak üzerinde yoğunlaşılması gereken soru şudur: Cenab-ı Hakk’ın hatırı, rızası ve hoşnutluğu, kendi haklarımızın ve kazanımlarımızın korunmasında mıdır; yoksa asıl hukukullah kapsamında olan kardeşlik hukukunun ve genelin maslahatının korunmasında mı?!
 
Bir gönlü kazanmanın dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğu gerçeği kadar, bir gönlü yıkmanın, hele de inanmış bir yüreği kırmanın bedelinin de bir o kadar ağır olacağı bilinmelidir.
Kazanmak kadar önemli olan, kaybetmemektir, kardeşliğimizi yitirmemektir.
Yunus’un diliyle söyleyelim: 
“Bir kez gönül yıktın ise 
Bu kıldığın namaz değil 
Yetmiş iki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil”
 
Yıkılan gönüller; sadece dershanelerin dönüşümüyle mağdur olduğunu düşünen kardeşlerimizinki değil, bir sorunun çözümü için irade ortaya koyduğu için ötekileştirilen ve ölçüsüz eleştirilerle itibarsızlaştırılmaya çalışılanlarınkidir. Gedikler açıldı yüreklerimizde; ihlas, samimiyet, güven, kardeşlik, vefa, değerler silsilesi alt üst oldu. Hayber’in anahtarlarını getirdiğinde Hz. Ali, Resûl-i Zîşan’ın ona söylediği sözler yara aldı. Kaleleri ele geçirmekten, ülkeleri fethetmekten daha önemli görülmesi gereken, bir gönlün kazanılması değil miydi?!                                                                                                   

Ne zulmeden olacaktık ne de zulme uğrayan, ne inciten olacaktık ne de incinen; her halükârda olan BİZ’e oldu.  
     
ALLAH BES, BAKİ HEVES!..
 
Söz konusu ihlas ve Allah yolunda hizmetse, gerisi teferruattır. Kurumlar, mekanlar, tabelalar değişebilir; değişmeyen tek hakikat, ihlas ve istikamettir. Kimimine darbe(!) gibi gözüken bu değişim; ücretsiz etüt merkezlerinde ve okuma salonlarında yapılacak çalışmalarla “Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.” (Şuara,109) ayeti sırrınca ve peygamberî metot gereğince hizmetleri özüne ve ruhuna uygun bir mecraya sevk edecektir, kim bilir?                                                                  
 
Yine kim bilir; şimdiki gibi faaliyetlerden ücret alınması meşru ve gerekli olsa da, varlıklı insanların infakıyla yürütülecek vakıf faaliyetlerinin bereketiyle ulaşılacak insan potansiyeli, şu an mevcut kurumlarda işletilen sistemle elde edilenlerle kıyas bile edilemeyecek çapta olabilir. 
 
Niyetler ve himmetler âlî tutmalı; evet aslolan rıza-yı ilâhîdir. Niyetler katıksız olduktan sonra kısa vadede darlık yaşansa da uzun vadede nice ikramlar lûtfeder Mevlâ. 
 
Ölçü belli: 
"Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir." (Yirmi birinci Lem'a)
 
ELEŞTİRİ VE MUHALEFETTE İTİDAL ESASTIR.
 
Hangi gerekçeyle olursa olsun adaletten asla sapmamalı, haddi aşmaktan şiddetle kaçınmalı! Zira hem Allah haddi aşanları sevmez hem de haddi aşmak gayedeki hikmeti ortadan kaldırır. Eleştiri insaflı olmalı ki maksat hasıl olsun, gerçekler açığa çıksın. İnsafsızlık ve öfke, eleştirinin yönünü saptırır, adaletsizliğe yöneltir.
 
Eleştirinin de bir sınırı olmalı, kınama ve ayıplamadan kaçınarak kardeşliğin ince çizgileri ihlal edilmemeli. Keskin sirkenin başta kendi küpümüze vereceği zarar hesap edilmeli. Tenkit dili, tehdide dönüşmesin ki hak arama adına söylenen sözler karalamaya dönüşmesin, dahası itirazımız bizi zalimleştirmesin. Farklı düşünen kardeşlerimizi ötekileştirmek, ileri giderek şeytanlaştırmak kendimize ve kardeşlerimize yapacağımız en büyük zulümdür. 
 
Bize iyilik ve takvada yardımlaşmak yakışır, günah ve düşmanlıkta değil.                                                   
Evet, iyiliği çoğaltmak ve takva toplumu oluşturmak adına yardımlaşmak emredilmişken; düşmanlığı körükleyip günahımıza günah eklememeli, tefrikaya asla geçit vermemeli.    
 
KARDEŞLİK,  TÜM KAZANIMLARIN EN DEĞERLİSİDİR. 
 
Allah’ın üzerimizdeki nimetini tekrar hatırlama vakti. O’nun nimeti sayesinde kardeşler olduk biz, Allah kalplerimizi imanla birleştirdi.
 
Nimet bilelim kardeşimizi, kardeşliğimizi. Gerçek fedailik ve gerçek pehlivanlık bu nimeti korumak için asıl şimdi lazım. Öfkeler yutulsun, kurulan kardeşlik köprüleri muhabbetle ve aşkla korunsun. 
 
Biliriz her nimetin bir şükrü vardır, sonra külfeti, bir de hesabı. 
 
Kardeşliğin şükrü; kendimiz için ne istiyorsak Rabbimizden, daha fazlasını kardeşimiz için istemekle ödenir, kardeşliğimiz pekişir böylelikle, nimet artar, büyütür bizi. Biz birbirimizi büyütürüz. 
 
Kardeşlik bedel ister, tahammül ister. Hoşgörüye herkesten daha layık olan iman dairesinde olan kardeşlerimizdir. Yüreğimizi kardeşlerimize dar etmeyelim ve genişlesin yüreklerimiz, genişlesin ki tüm inanmış yüreklerin ağırlığını taşıyabilsin. 
 
Kardeşlik, sorumluluk yükler bize. Paylaşmak, yardımlaşmak, dayanışmak düşer omuzlarımıza. Emri bil ma’ruf, nehy-i anil münker, hakkı ve sabrı tavsiye… olmazsa olmazlarımızdandır. Zordur uyarmak ve zordur uyarıları dikkate almak; ama nimet için, kardeşliğimizi korumak için bu zorluğa katlanırız. Arıtırken arınır ve arınırken arıtırız. 
 
Sorumsuzca hareket edip nimetin kadrini bilmezsek, hesabını vermek zor olur; yaptıklarımızın ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın, söylediklerimizin ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizin hesabı vardır.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in uyarılarını dikkate almaya her zamankinden daha fazla mecburuz: 
“Birbirinizle hasetleşmeyiniz... Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez." (Müslim, Birr 32)
 
Akif’e kulak verelim, verelim ki gelecek adına korktuklarımızdan emin olalım:
“İslam’ı, evet tefrikalar kastı, kavurdu:
Kardeş bilerek bilmeyerek kardeşi vurdu.”
 
Tefrikayı körükler de kardeşliğimize zarar verirsek elde kalanların kıymeti olur mu!  
 
Üstad Bediuzzaman'ın tefrikadan ve ihtilaftan sakındırıp kardeşliğe, muhabbete ve dayanışmaya davet eden uyarısı da küpe olmalı kulaklarımıza:        

"Ey ehl-i hak!…Bu müthiş maraz-ı ihtilafa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz!.. Ve haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz." (Yirminci Lem'a)
 
Kalbimiz, tüm Mü’minlerin kalbiyle bir atmalı. Sesimiz ve sözümüz vahdete güç katmalı, katmalı ki birliğimiz dosta sürûr, düşmana korku versin.
 
BİRBİRİMİZE DUA EDEMİYORSAK ELEŞTİRİ KÂR ETMEZ!
 
Âh sekinet! Sana duyulan ihtiyaç, her zamankinden daha fazla. Mü’minlerin kalbine sekinet indiren O. Biz de sekinet isteriz Rabbimizden, sonra basiret, firaset ve illâ adalet. 
 
Cehd-ü gayret içre olan bütün Mü’minler için kinayesiz, ivazsız garazsız dua etmek yakışır bize:
 “Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi inananlara karşı kin beslemekten koru. Rabbimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin..." (Haşr,10)
 
Kin de kutsaldır elbet; ama Mü’minlere asla!.. Kinimiz dinimizin önüne geçerse eyvah! "Milletler için kıyamet, işte o zamandır.”
 
Gerçek şu ki; dualarımızda kardeşlerimizin hayrını ve başarısını istemiyorsak, eleştirilerimizde samimi değiliz demektir ve hele sonuç almak istiyorsak, etki gücünü muhalefetimizde değil, yakarışlarımızda görmeliyiz.  
 
MUHABBET BİL NE İŞTİR!..
 
Orhan Seyfi’nin muhabbet duasına, yürekten amin denmez mi?
 
Yüce rabbim, şu karanlık yolları,
Bizi Sana ulaştıran yollar et;
İhtirasla kilitlenmiş kolları,
Birbirini kucaklayan kollar et.
 
Muhabbetin gönlümüzde hız olsun,
Güttüğümüz Hakk’a varan iz olsun,
Önümüzde uçurumlar düz olsun,
Yolumuzda dikenleri güller et.
...
 
Kardeşliğin korunması ve adaletin tesisi için sözlü dualarımızı ameli dualarla takviye etmemiz gerekir. Bazen öyle durumlar yaşanır ki olayın başlangıcında konulan başlık bütün yazıya şekil verir. Tüm gidişat bu başlığa uygun olup olmayışıyla değerlendirilir. Kavramlar ona göre anlaşılır, ayetler, hadisler ona göre... Yazının başından itibaren bahsettiğimiz teoride ittifak edeceğimiz doğrular, pratik sorunlar yaşanınca devre dışı kalabiliyor. Özellikle de çatışma zamanlarında, herkesin sadece kendisini haklı gördüğü bir fasit dairede sorunların çözülmesi zorlaşıyor ve dil belasından kaynaklanan kırgınlıklar tedavisi uzun yılları alacak derin yaralar açabiliyor. Mü’minler arasında yaşanan ve yaşanması muhtemel olan ihtilaf durumlarında ara bulucu/hakem rolünü üstlenecek bir heyet ihdas edilmesi gerekir. Olaylara taraf olmadan, dışarıdan ve objektif bakabilen ehliyet ve liyâkat sahibi insanların arabuluculuğu, iletişim kazalarını önleyip sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.
 
Diğer taraftan, Türkiye’de cemaat ve grupların öncelikle birbiriyle diyalog kurmaya ihtiyaçları var. İhtilaf konularından önce, ittifak ettiğimiz konularda duygu, düşünce ve eylem birliği içinde olmalıyız ki ihtilaf konularında birbirimizi anlayabilelim; yargılayıcı ve dışlayıcı olmayalım. İslamî camianın önde gelen alim, kanaat önderi ve muteber şahsiyetlerinden teşekkül ettirilecek bir birlikteliğe, Akl-ı Selim Platformu’na ivedilikle ihtiyaç var. Bu platformda istişareler yapmalı, fikir alışverişinde bulunmalı ve ortak akıl oluşturmalıyız. Anlayışta ifrat ve tefride varan uç yaklaşımlar, ancak ortak akılla giderilebilir; ortak akla sahip olmadan ortak dili konuşamaz, ortak proje ve eylemler ortaya koyamayız. 
 
Yaşanan ihtilafın bu iki hayra vesile olması niyazıyla…  
 
Allah bütün Mü’minlerin sa'yini meşkûr eylesin, iman, istikamet ve dinini yüceltme yolunda kardeşliğimizi kaim ve daim kılsın.
 
Yazan: Ahmet TÜRKBEN


Not: Bu yazının bazı bölümleri 29 Kasım tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmıştır.
http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/itidal-ve-kardeslik-cagrisi-04.12.2013-587822

Ahmet TÜRKBEN

05-12-2013

 

Site İçi Arama

Ziyaretçi İstatitikleri

Bugün 13

Dün 17

Bu hafta 213

Bu ay 616

Hepsi 22861